DENİZİMİZİ TERTEMİZ BİR ŞEKİLDE KORUYACAĞIZ

 

   Canlıların en önemli ihtiyaçlarından birinin barınma ihtiyacı olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Aydınlık, üstü kapalı, sıcak ve en önemlisi temiz bir ortam hepimizin ihtiyacı, hatta hakkı. Bu hakkınız başka canlılar tarafından elinizden alınsaydı ne hissederdiniz? Biz kara canlıları olarak her ne kadar sadece inşa ettiğimiz evimizi korumak ve temiz tutmakla yükümlü olduğumuzu sansak da, aslında bize bahşedilen evimizi, yani çevremizi korumak bizim en büyük sorumluluğumuz. Sadece kara değil, su ve hava ekosistemi de çevremizi oluşturan diğer ekosistemlerdir ve eğer çevremiz bir orkestra olsaydı, o orkestranın şefi su ekosistemi olurdu.

   Peki onca simetrik olmayan canlılar içinden, en iyi simetriye sahip olabilmiş biz insanlar, neden çevremize düşmanız?

 

BİR SU CANLISI OLSAYDIK…

   Herkesin bildiği gibi okyanuslar ve denizler müthiş canlılara ev sahipliği yapıyor. Görme duyularından çok işitme duyularına güvenen canlılar… Bu canlıların sudaki hayatlarını yüzyıllardan beri zorlaştıran biz kara canlıları, sadece denizlere attığımız plastikler, izmaritler veya su yüzeyinde gördüğümüz pet şişeler gibi atıklar ile değil; yarattığımız gürültü kirliliği ile de komşularımızın canlarını tehlikeye atmakta bir numarayız. İlginç değil mi? Gürültüye fazla maruz kalmak bizleri fiziksel ve ruhsal olarak ne kadar kötü etkiliyorsa, yönlerini ve avlarını işitme duyularıyla bulan sudaki dostlarımızı nasıl etkiler acaba, bir düşünmek lazım.

   Deniz kirlenmesi; deniz ekosistemine zarar veren, insan sağlığını bozan, balıkçılık da dahil olmak üzere, denizlerdeki faaliyetleri engelleyen, denizin kullanım kalitesini etkileyen ve değerini azaltan madde veya enerjinin insanlar tarafından deniz ortamına doğrudan veya dolaylı olarak bırakılması olarak tanımlanabilir. Deniz kıyıları boyunca kurulmuş olan yerleşim merkezleri ve sanayi tesisleri, hava yolu araçları, denizlerde kurulu olan platform ve boru hatları, gemi ve deniz araçları deniz kirliliğinin başlıca sebepleridir. Aynı zamanda sentetik boyalar; kâğıt, tekstil ürünleri, plastikler, kozmetik ürünleri ve besin sektöründe yaygın olarak kullanıldıklarından dolayı tükettiğimiz ürünlerin olmazsa olmaz parçalarındandır ve denizlerimiz için büyük kirleticiler arasındadırlar.

   Karınlarından tonlarca plastik çıkarılan balinalar, boğazına plastik sarıldığı için yemek yiyemeyen su kaplumbağaları, renkli plastik parçalarını yemek zannedip yiyen çeşitli tüm hayvanlar yüreğimizi burksa da biz, yaklaşık 300.000 yıl boyunca var olduğumuz halde plastik ve plastik gibi atıklarımızı denize atmamak için hala çaba göstermesi gereken bir ırkız. En son yapılan araştırmalara göre deniz canlılarının sindirim sistemlerinden alınan örnekler ve kan örneklerinden; deniz kaplumbağalarının neredeyse %100’ünde, balinaların %59’unda, deniz ayılarının %36’sında, deniz memelilerinin genelinin %43'ünde, deniz kuşlarının %40’ında plastik izine rastlanmıştır. Her yıl 100.000 deniz memelisi ve kaplumbağası, 1 milyon deniz kuşu plastik kirliliği yüzünden ölmektedir. Okyanus canlılarının ölmelerinin en büyük nedeni plastikleri yemeleridir ama deniz canlıları plastikler yüzünden boğularak, enfeksiyon kaparak ya da dolanıp takılarak da hayatlarını kaybedebilmektedir. Bu yüzden yapmamız gereken şey çok basit: Atıklarımızı denizlere veya sokaklara değil geri dönüşüm kutularına atmak.

   Bir su canlısı olsaydık, bu istilalara nasıl dur diyebilirdik ki?

DENİZLERDEKİ YAŞAM

 

Denizdeki biyolojik hayatın verimliliği ve sürekliliği suda oksijen ve ısı miktarı ile su ısısına bağlıdır. Bu üç fiziki kısmı belirleyen en kritik kısım ise yüzeyin ilk milimetreleridir. Suda oksijenin büyük çoğunluğu direkt olarak atmosferden gelir. Atmosferdeki oksijen miktarının sudan daha fazla olması nedeni ile yavaş yavaş atmosferdeki oksijen deniz suyu içinde çözülür ve akıntılar sayesinde denizin farklı derinliklerine dağılır. Bu atmosfer ile deniz arasındaki oksijen değişimi ise deniz yüzeyinde gerçekleşir. Sudaki besin zincirinin en alt tabakası olan zooplanktonlar ve fitoplanktonlar fotosentez ile beslenir. Fotosentez için en gerekli öğelerden birisi ise güneş ışığı olduğundan dolayı denize giren güneş ışığının önüne ne kadar az bariyer çıkarsa, güneş ışığı daha derine inebilir. Yani deniz yüzeyi ne kadar berrak ve temiz ise güneş ışığı da o kadar derin bölgeye ulaşabilir.

   Deniz suyu sıcaklığı da eko-denge açısından çok önemli bir faktördür. Deniz suyu ısısını hem güneş ışığından hem de atmosferden alır. Atmosferle temas eden deniz yüzeyi atmosferin ısısını emer. Bu ısı alışverişinin miktarı ise deniz yüzeyinin ilk milimetrelerindeki temizliğe bağlıdır. Denizlerdeki kirlenme en yoğun deniz yüzeyinde görüldüğü için bu bölgede görülen aşırı kirlenme denizlerin soğuma kapasitesini zayıflatmakta, hava ve güneş ile temas etmeyen denizde eko-denge bozulmaktadır. Bu da; yaşam kaynaklarının zarar görmesine, insan sağlığının tehdit edilmesine, balıkçılık gibi deniz faaliyetlerinin etkilenmesine ve deniz canlı türlerinin azalmasına sebep olmaktadır. Oysaki çoğu kıyı ülkelerinin ve hatta kıyıdan uzak yaşayan halkın ekonomisinin büyük bir kısmını oluşturmakta olan balıkçılık, deniz ekosistemimize sahip çıktığımız sürece var olacaktır.

Küçük bir dipnot: Balıkçılık, aşırı ve bilinçsiz avlanma demek değildir. 😊

MAVİ BAYRAKLAR ASALIM

 

 

Mavi Bayrak, 44 ülkede faaliyet yürüten Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı'nın (FEE), yüzme amacıyla kullanılan suyun niteliği, plaj düzeni ve emniyetinin sağlanması, çevre yönetimi, çevresel eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yönlendirilmesi gibi belli kriterlere sahip plaj ve marinalara verdiği ödüldür. Bu kriterleri sağlayan plaj ve marinalara 1 yıl süreyle Mavi Bayrak verilir ve Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı tarafından internet ortamında yayınlanarak tüm dünyaya duyurulur. 2020 yılında Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı yapılan değerlendirmeler sonucunda ülkemiz 486 plaj ile üçüncü sırada yer alırken birinci sırada ise İspanya bulunmaktadır. Bize birincilik yakışır.

detaylı bilgi için lütfen bizi arayın.